Sex Hikayeleri

3 hafta önce - Admin Ekledi - 33 Kez Okundu

Geneleve Gerek Kalmadı

Geneleve Gerek Kalmadı

Selamlar, ben Salih, 27 yaşındayım. İstanbul’da okuduğum üniversitenin işletme bölümünü bitirince, memlekette iş bulmak kolay olur diye (Malatya’nın bir ilçesine bağlı olan) kasabamıza döndüm. Ama İstanbul’daki alemli ortamlardan koptuğum için üzgündüm. Muhafazakar bir kasabada am sikmek için ya evlenmem lazım, ya da şehire geneleve gitmem gerek diye düşünüyordum. Meğerse kasabamızdaki kadınlar benim bildiğim gibi değillermiş. Belki de İstanbul’da gözüm açılmış ve kasabadaki kadınların aslında sikişmek için nasıl yanıp tutuştuğunu yeni fark etmiştim.

Kasabada babamın bir tanıdığının işletmesinde hesaplara bakıyordum, iş saatleri falan rahat ve kazancım da iyiydi. Annem yıllar önce vefat etmişti, babam da kendi halinde kahvede yaşıtlarıyla takılan, eve ancak uyumaya gelen bir adamdı. Arabasını da ben kullanıyordum. Anlayacağınız ev araba sorunum yoktu. Gerekli yakışıklılığa da sahiptim. Ancak burada sikeceğim bir kadın bulmak imkansız diye düşünüyordum…

Benim çalıştığım işyerinin yanındaki bayan kuaföründe komşumuz Fahriye abla temizlikçi olarak çalışıyordu. Fahriye abla 46 yaşında, büyük göğüslü, dolgun götlü, dul ve 2 çocuklu bir kadındı. Rahmetli annemle arkadaştılar, ergenlik döneminde onun vücudunu hayal ederek çok mastürbasyon yapmıştım. Onu sikmeyi ozamanlar bile çok istiyordum, ama o zamanlar cesaretsiz olduğum, hem de karşıma hiç uygun bir fırsat çıkmadığı için hayal olarak kalmıştı. Fahriye ablanın rahmetli kocası iyi para kazanırdı ve şık giyinirdi. İçimden hep, (Fahriye abla gibi kadını sikmek için de zaten böyle bir erkek olmak lazım!) derdim.

Ben İstanbul’dayken kocası ölmüş, Fahriye abla da 17 yaşında kızı ve 15 yaşındaki oğluyla yalnız başına kalmıştı. Ev kendilerindi, ancak evin geçimini sağlayabilmek için temizlikçiliğe başlamıştı. İşe her sabah yürüyerek giden Fahriye ablayı birkaç kez tesadüfen yolda görüp arabama aldıysam da hep arka koltukta oturmuştu. Yaşı ilerlemesine rağmen halen eskisi kadar sexy idi. Dikiz aynasından onu izlerken sikim hareketleniyor ve ergenlik dönemindeki hayallerim yeniden alevleniyordu. Fahriye ablayı sikmek istiyordum. Artık onu sikmeyi hak edecek bir erkek konumuna geldiğimi düşünüyordum. Hem kocası öldüğünden beri yarak yemediyse o da bana hayır diyemezdi diye düşünüyordum.

Bir pazar günü Fahriye ablanın evine gittim, kızı Gizem dershanedeydi, evde sadece oğlu Mert ve kendisi vardı. Oğlunun olması biraz canımı sıktı, ama gelişimin amacını kendisine söyledim. “Fahriye abla, zaten iş saatlerimiz de yakın, o kadar yolu yürüme, öyle yolda tesadüfen görünce binmekle olmaz, gel bundan sonra işe beraber gidelim. Telefon numaramı vereyim, sabah evden çıkarken ara!” dedim ve numaramın yazılı olduğu kağıdı verdim.

Oğlu Mert söylediklerimi duyunca annesine baktı, belli ki Fahriye abla birkaç kez arabama bindiğini söylememişti. Fahriye abla, “Sana zahmet olmasın Salih!” diye cevap verince, “Ne zahmeti, sorun değil!” deyip elimi bir iki saniyeliğine omzuna koydum ve geri çektim. Mert bu hareketime çok sinirlenip bana ters ters baktı. Fahriye abla ise, “Tamam ben düşüneyim, seninle gidecek olursam telefon açarım!” dedi. Ben de, “Tamam, telefonunu bekliyorum!” deyip evinden çıktım.

Ben çıkar çıkmaz ana-oğul tartışmaya başladılar, ama Fahriye abla oğluna, “Az bekle Salih gitsin, öyle konuşalım, duyarsa ayıp olur!” deyince sustular. Ama ben tartışmayı duymak istiyordum, o yüzden hemen kendi evimizin bahçesinin arkasına, Fahriye ablalardaki gürültünün kolayca duyulacağı bir yere geçtim ve dinlemeye koyuldum. Fahriye abla kapıya çıkıp benim gidip gitmediğimi kontrol etmiş tekrar eve girmişti. Oğlu, “Gitti işte, sen cevap ver, ne diyeceksin o herifin teklifine?” diye çıkıştı. Fahriye abla, “Bilmiyorum, bakacağım…” havasındaydı.

Ama oğlu ısrarla cevap isteyince, “Ne güzel rahat rahat arabayla gitmemi teklif ediyor, gideceğim tabii!” diye cevapladı. Oğlu, “Kasabada söz olur…” diyordu, ama açıkca kendisinin rahatsız olduğunu, annesini sikebileceğimi düşündüğünü söyleyemiyordu. Fahriye abla, “Ulan kasabada söz olmasın diye benim yürümekten her gün ayaklarım mı mahvolsun? Hem herifin kucağında gitmeyeceğim ya arabasında gideceğim, ne söz olacak?” dedi. Oğlu da sinirlenip, “O yavşak herifi seni kucağına istiyor ama!” diye bağırıp avluya çıktı.

Oğlu durumu bu kadar fark ettiyse, Fahriye abla da davetimin pek masum olduğunu düşünmüyordu bence. Zamanında annem ve diğer kadınlarla altın gününde falan konuşurken Fahriye abla hep açık sözlüydü, lafı çekinmeden yapıştırıyor ve aklındakini söylüyordu.

Oğlu az sonra tekrar eve girdi ve Fahriye abla ile yeniden tartışmaya başladı. Fahriye abla iyice sinirlendi, konunun kapandığını zannederken oğlunum tekrar açması onu zıvanadan çıkarmıştı. Oğluna sinirle, “Sen şimdi görürsün!” deyip beni aradı. Ben açınca Fahriye abla cilveli bir tonla, “Canım, yarın sabah beni de al, artık beraber gidelim!” dedi. Ben de onun ‘canım’ demesinden cesaret alıp, “Tamam hayatım, sabah 7’de alacağım seni!” deyip kapattım. Biliyordum ki Fahriye abla oğlunu gıcık etmek için uğraşıyordu. Oğlunun sinirden çatladığına emindim. Oğlu, “Ne o cilveler?” diye annesini azarlıyordu.

Fahriye abla en sonunda dayanamayıp, “Ulan sen ananı orospu mu sandın, telefonda kibar konuştum diye Salih’e vereceğimi sanıp delleniyorsun. Verecek olsaydım baban öldükten sonra şimdiye kadar bu amın üstünden en az 40 yarak geçmişti. Bunu sen de engelleyemezdin, kasabalı da. Şimdi de istersem Salih’e veririm ve senin ruhun bile duymaz!” dedi. Normalde bizim buralarda hiç bir anne oğluna kolayca bunları diyemezdi. Ama Mert küçük olduğu için, hem de kocası vefat ettikten Fahriye abla evde otorite sağladığı için oğlan sustu ve odasına gitti. Bilmiyorum, Fahriye abla belki de kocası öldükten sonra gerçekten en az 40 yarak yemişti…

Ertesi sabah Fahriye ablayı almaya gittiğimde oğlu da kapının önünde bekliyordu. Fahriye abla o müthiş götünü belli eden dapdar bir pantolon ve içindeki beyaz sütyeni hafif belli eden bir siyah bluz giymiş, kıvırta kıvırta arabaya doğru geliyordu. Oğlu daha fazla olay çıkarmasın diye arka koltuğa oturmak isteyeceğini biliyordum, o yüzden arabaya yaklaşınca hemen arkasından yanaşıp ön kapıyı açtım. Bunu yaparken hafif uzandığım için sikimi götüne dokundurmuştum.

Fahriye abla bana dönüp, “Ya aslında öne oturmama gerek yok…” dedi, ama sesinde yine cilveli bir ton vardı ve aslında ön koltukta yanıma oturmayı istiyordu. O yüzden şakayla karışık, “Olur mu canım, senin gibi güzel bir hanımefendinin yeri ön koltuk!” dedim. Fahriye abla gülümseyip ön koltuğa geçti. Oğlu en son söylediğim iltifatı duymasa da annesinin ön koltuğa geçmesinden rahatsızdı ve bana ters ters bakıyordu. Tam o sırada kızı Gizem de kapıda belirdi. Kasabaya döndüğümden beri Gizem’i ilk kez görüyordum, büyümüş, resmen Fahriye ablanın genç versiyonu gibi olmuştu…

Yol boyunca Fahriye ablaya iltifat ardına iltifat ediyor, omuzuna, koluna temas ediyordum. Fahriye abla halinden çok memnundu, temaslarıma karşılık veriyor, iltifatlarıma gülümsüyordu. Onu çalıştığı işyerinin önünde bıraktıktan sonra arabayı otoparka çekerken kafam halen ondaydı, sıcağı sıcağına bu işe ivme kazandırmam gerekiyordu. Hemen telefonuma sarılıp, “Seni bıraktığım yerden gidebildin mi, canım?” diye şaka yollu bir mesaj attım. O da beni bozmadan, “Gidemedim canım, bir dahaki sefere işyerimin tam içine bırak!” diye cevap yazdı. Ben de, “Olur, ama oraya araba girmez, kucağımda taşıyayım canım!” yazdım. Eğer bu mesajıma sert tepki verirse geri adım atacaktım, ama olumlu karşılarsa sikişmeye onun da meyilli olduğunu anlayıp sonuna kadar gidecektim. 5 dakika kadar bekledim ama hiç cevap gelmedi…

Ofiste işlerimle uğraşırken mesaj geldi. “Olur canım!” diye cevaplamıştı. Daha dün oğluna (herifin kucağında mı gideceğim) diyen Fahriye abla, şimdi mesajla da olsa kucağıma geliyordu. Hemen arayıp öğlen yemek arasında ne yapacağını sordum. Fahriye abla resmen liseli kızlar gibi cilveli konuşup, “Bilmem ki canım… herhalde burada kızlarla bir şeyler yeriz…” dedi. Ben lokantada beraber bir şeyler yemeyi teklif edince kem-küm etti. İstiyordu, ama akraba, komşu falan görürse diye çekiniyordu. O yüzden ben, “Arabayla kimsenin olmadığı bir yere gideriz!” dedim. Hemen, “Nereye gideriz?” diye sordu. Ben, “Gelirsen öğrenirsin canım!” dedim ve kapadım.

Öğlen yemek arasına 15 dakika kala bana, “Dükkanın önünden alma, yanlış anlarlar. 15 dakika sonra aşağı sokaktan alırsın!” diye mesaj attı. “Tamam!” yazıp ofisten çıktım ve marketten yiyecek içecek birkaç şey aldım. Sonra da arabayla dediği sokakta bekledim. Arabaya binince, “Hadi sür, görmesinler!” dedi. Kasabanın dışına doğru sürdüğümü görünce nereye gittiğimizi sordu. Ben, “Pikniğe gidiyoruz, ormana!” deyince yüzü kızardı. Onu ormana götürmemdeki amacımın piknik olmadığını anlamıştı, ama bu kadar hızlı olacağımı beklemiyordu. Oysa ben onu her gördüğümde direkt sikmeyi düşünüyordum ve sabredecek durumda değildim.

Ormanın içine doğru ilerledikçe Fahriye ablanın eli ayağına dolanmıştı. “Yemek arası bitmeden iş yerinde olmam gerek, geç kalırım!” deyip kurtulmaya çalıştı, ama ben vaktinde yetiştireceğimi söyledim. Ormanda tenha bir yere çektim arabayı. İndik arabadan, ben ön koltukların üzerindeki küçük minderleri aldım. Minderleri yere koyup, Fahriye ablaya arka koltuktaki poşetlerden yiyecekleri ve içecekleri getirmesini söyledim. Arka kapıyı açıp, “Neler aldın bakalım?” diyerek poşetlerin içine bakarken domalınca götü beni iyice kudurttu. Fermuarımı açarak kazık gibi olmuş sikimi çıkardım ve arkasından yaklaşıp götünü sertçe avuçladım. Fahriye abla, “Ayy, ne yapıyorsun?” diye bağırıp dönünce dışarı çıkarmış olduğum sikimi gördü.

Sikimi görür görmez de eliyle gözlerini kapatıp, “Bu yaptığın terbiyesizlik!” dedi. Ben de, “Ne terbiyesizliği, ikimiz de yetişkin insanlarız!” deyip bu sefer amını pantolon üzerinden avuçladım. Onun da bir elini tutup sikime götürdüm ve kulağına, “İkimiz de birbirimizi istiyoruz!” diye fısıldadım. Fahriye abla bir anda kendini geriye çekip, “Olmaz, ben kocamdan başkasıyla yapmadım, yapmam da! Aklın şehir karılarına gitmesin, ben onlar gibi değilim!” dedi. İçimden (Ulan orospu, o zaman burada ne arıyorsun?) deyip onu orda bırakıp gitmek geldi. Ama yapmadım, nazik olmayı seçtim. “Tabii ki onlar gibi değilsin aşkım, seninki gibi harika memeler ve taş gibi göt hangi şehir karısında var?” deyip elimi tekrar götüne attım, diğer elimle de belinden tutup kendime çektim.

Israrcı olmamdan ve iltifatımdan etkilenen Fahriye abla gülümsüyordu. Hemen dudaklarına yapıştım, o da karşılık verdi. Öpüşürken bu sefer bir eli kendi isteğiyle sikime gitmişti. Normalde Fahriye ablayla ilgili bir sürü fantazilerim vardı, ama şimdi vaktimiz az olduğu için onu bir an önce sikmeye odaklandım. Pantolonunun düğmesini ve fermuarını açıp arkasını döndürdüm. Pantolonunu indirdiğimde ipi götünün yanakları arasına girmiş sexy bir tanga ile karşılaştım. Dışarıya karşı namuslu ayakları yapan Fahriye ablanın sikişeceğimiz ihtimaliyle böyle sexy bir tanga giydiğinden emindim.

Tangasını da indirip önce götünün yanaklarını öptüm. Sonra götünün yanaklarını ayırdım. Götü de amı da kaymak gibiydi, bir tek kıl yoktu. İştahla amını yalamaya başladım. Amını yalamam ona garip gelmişti, ama inlemelerine göre de aşırı zevk alıyordu. Dayanamayıp, “İlk kez mi yalatıyorsun?” diye sorunca, kocasının hiç yalamadığını söyledi. Yalamaya devam ettim. Amı su gibi ıslanmıştı, inleyerek, “Hadi, yeter, sik beni!” demeye başladı. Onu arabaya domaltıp arkadan sikimi amına geçirdim. Daha sikmeye başlar başlamaz orgazm olmuştu. Ben sikmeye devam ederken, “Tamam, yeter, gidelim hadi, işe geç kalacağım!” diyordu. Ben ise, “Senin buradaki işin daha bitmedi, güzelim!” deyip pompalamaya devam ediyordum…

Az sonra yine, “Hadi çabuk boşal da, geç kalmayalım!” deyince, “Erken bitirmemi istiyorsan argolu konuşmamız lazım!” dedim. Anlamayıp nasıl olacağını sorunca, “Küfürlü konuşup sikersem, daha fazla azar, daha erken gelirim!” dedim. Fahriye abla kafasını çevirip ters bir bakış attı ve hiç konuşmadı. Onu halen sikmeye devam ediyordum, böyle boşalmayacağımı anladı ve “Tamam, istediğin gibi konuş, yeter ki bitir!” dedi.

Arkadan amını sikerken saçından çekip, “Nasıl, zevk alıyor musun, orospu?” dedim. Önce cevap vermedi. Sorumu tekrarlayınca, “Evet!” dedi. “Neyden zevk alıyorsun orospu, onu söyle!” dedim, yine cevap vermedi. Saçını asılıp, “Söyle!” dediğimde, “Bu yaptığımızdan!” dedi. “Daha açık söyle orospu, seni ne yapıyorum şu an?” diye bağırdım. “Beni sikiyorsun!” diye karşılık verdi. “Sen benim neyimsin, söyle!” dediğimde ise tepkisi, “Salih, abartma istersen. Boşal hadi!” oldu.

Ben de, “Orospum olduğunu söylemezsen akşama kadar sikerim seni! Söyle hadi!” diye bağırdım. “Orospunum işte, hadi boşal lütfen!” dedi. Resmen boşalmam için yalvarıyordu. “Aferin, orospu! Bundan sonra senin sikicin benim, istediğim zaman sikip dölleyeceğim seni!” deyip götüne şaplak attım. Fahriye abla, “Hadi sikicim, dölle orospunu!” deyince ben şaşırdım. Amına boşalmamdan korkmuyor muydu acaba? Ama ben risk almak istemiyordum. Sikimi amından çıkartınca Fahriye abla kenara attıracağımı sanıp döndü ve toparlanmak istedi. Ama ben ona, “Çömel önümde orospu!” dedim.

Duraksadı, belli ki niyetimi bilmiyordu. Ben, “Hadi çök orospu, erkeğini ağzınla boşalt!” deyince Fahriye abla şaşırdı ve “Ağzımla olmaz, hiç yapmadım, kocama bile!” dedi. Ben de, “Kocan belki sen karısı olduğun için ağzına vermiyordu. Ama sen benim orospumsun. Orospu dediğin sakso çekmeden bırakmaz erkeğini!” dediğimde Fahriye abla garip garip bakıyordu. Anlaşılan saksonun bu anlama geldiğini de ilk kez duyuyordu.

Ben omuzlarından bastırınca istemeye istemeye çöktü ve sikimi acemice yalamaya başladı. Sik yalamak hoşuna gitmişti, sikimi dibine kadar ağzına almaya çalışıyor, ama tecrübesiz olduğu için beceremiyordu. Tam o sırada boşalacağımı anladığımda sikimi ağzından çıkardım ve ağzını açmasını söyledim. Ağzını açtığında döllerimi ağzına yüzüne attırdım…

O anda göz kapaklarından, burnundan ve dudaklarından süzülen döllerimle Fahriye abla bir genelev orospusundan daha sexy görünüyordu. Parmağıyla göz kapaklarındaki dölleri sıyırıp ayağa kalktı. Külodunu ve pantolonunu çekip düğmesini iliklerken, “Nasıl temizleneceğim ben şimdi?” diye fırça attı. “Arkadaki poşetlerin birinde pet şişede su var, torpidoda kağıt havlu da var, yüzünü yıka da dönelim!” dedim. Suyu almak için arkasını dönünce götüne bir şaplak attım. Ben kızacak diye beklerken dönüp gülümsedi. Bu da ileriki günlerde onunla daha çok sikişeceğimiz anlamına geliyordu. Yani, am sikmek için geneleve gitmeme hiç gerek kalmamıştı.